Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

İnsan Kaynakları Merkezi'ne Hoşgeldiniz. Başarılarla dolu bir kariyer yaşamınızın olması ve sitemizde iyi vakit geçirmeniz dileğiyle... İlginize teşekkür ederiz.

Pencereyi
Kapat

Ocak 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)Ocak 2008 tarihli diger ogeler resimler, videolar

İşyerinde dedikodu

Ücret eşitsizliği, yönetici ile yaşanan sorunlar, iş yükü fazlalığı… Bu ve benzeri nedenleri işten ayrılırken rahatlıkla sıralayabiliriz. Ama bir neden daha var ki, ilk duyduğumuz anda hiçbir öneminin olamayacağını düşündürüyor… Peki, nedir bu?

İşyerinde dedikodu yüzünden düzenin bozulması sıkıntı yaratan olayların başında geliyor. Türkiye'de de faaliyet gösteren Randstad'ın Amerika'daki merkezi, yaklaşık 2 bin kişinin katılımıyla bir araştırma yapmış. Buna göre dedikodu, çalışanlar arasındaki gerginliği artıran en temel neden. Araştırmaya katılanların yüzde 60'ı, işyerinde birlikte geçirilen uzun saatlerin çalışanlar arasında bilinmeyen özelliklerin ortaya çıkmasına neden olduğunu söylüyor. Kurum içindeki dedikodu ve nahoş lafların dolaşmasının tatsızlıkların çıkmasında, hatta işten ayrılmalarda en önemli gerekçe olarak sunulduğu da bir diğer bilgi.

Çalışanların en rahatsız olduğu ilk 3'te yer alan konular ise yönetim becerisindeki eksiklikler ve çalışma ortamında huzuru bozan davranışların iletişimi azaltması... Randstand Amerika'nın İK Direktörü Genia Spencer araştırma ile ilgili şunları söylüyor: "Özellikle çokuluslu şirketlerde çalışanlar birbiri ile farklı bir iletişim içindeler. Birlikte çok zaman geçiriyorlar ve hem iş hem de kişisel özellik anlamında birbirlerinden etkileniyorlar. İşyeri kültürü ise davranışlar ve deneyimlerden etkilenerek oluşuyor. Dedikodunun verdiği rahatsızlık bu anlamda organizasyonda gerginliğe neden oluyor. Bunun bir şekilde çözümü ise dedikoduyu önleyici bir kurum kültürünün geliştirilmesiyle olabilir". Çalışanların rahatsızlığını artıran diğer konular ise herkesin bir ağızdan konuşmasından kaynaklanan gürültü kirliliği, görüşmelerde kişisel iletişimin kötüye kullanılması ve eposta yoluyla kişilerin suistimal edilmesi olarak sıralanıyor.

Dedikoduyla baş etmenin işyerindeki verimliliği artırdığına inanan Spencer, "Yöneticiler çalışanlarına belli standartları kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bunun yerine belli bir kültürü, bunun sınırlarını çizerek oluşmasını sağlarlarsa dedikodunun önleneceğini düşünüyorum" diyor.

Kaynak: www.inc.com



Sayfayı Yazdır

İşyerinde "eğlence" çalışanı cezbediyor

İşyeri ve eğlence pek de örtüşen kavramlar değil aslında. Yani kim işe eğlenmek için gider ki? İşe çalışmak için gidilir, o da eğlenmeye izin veren bir eylem değildir. Nokta. ‘Eğlenceli iş', bir oksimoron, yani yan yana geldiğinde imkânsız bir anlam içeren bir birliktelik. İşte tam da belki bu yüzden hepimiz işyerinde ‘eğlenceli' vakit geçirmek istiyoruz. Bir mecburiyeti keyifli hale çevirmeye çalışıyoruz. Sonumuzun Tolstoy'un İvan İlyiç'i gibi olmasından ve çalıştığımız günleri lanetle anmaktan korkuyoruz.

"Baki kalan bir hoş seda ise şu gök kubbede", profesyonel yaşantımızın bol bol bu sedalarla çınlamasını istiyoruz. Walt Disney gibi eğlence satmasak da, yine onun gibi, yapılan işi sevmenin eğlenceden geçtiğine sonsuz inanıyoruz.

Buna iş hayatı zorlaştıkça, özel yaşamımıza daha az zaman ayırır hale geldikçe, daha da fazla inanıyoruz. Rakamlar da bizi destekliyor. Son yapılan araştırmalar, işyerlerinde eğlence beklentisinin son beş yıl içinde iki katına çıktığını gösteriyor. Bu da ‘en iyi işyeri' olarak anılmaya artık farklı bir boyut katıyor. İşte bu yüzden Google, Mountain View kampusunun ‘food-eleven' gurme restoranları gibi farklılıkları ve elemanlarına özel sunduğu imkânlarıyla ‘ideal şirket' listesinde bir numaraya oturuyor. Bu tip şirketlerde çalışanlar sadece eğlenseler iyi, bir de daha verimli çalışıyorlar.

Dünyanın önde gelen İnsan Kaynakları Birliği olan Society for Human Resource Management (SHRM) tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada, İK profesyonellerinin dörtte üçünden fazlası ‘eğlenceli' bir iş ortamını teşvik eden işyerlerini, teşvik etmeyenlere göre daha verimli olarak değerlendirmiş.

‘Eğlence'nin verimi artırmanın yanı sıra başka yararları da var İK yöneticilerine göre: Mesela yeni işe alımlarda firmanın çekiciliğini artırıyor. Yanı sıra ‘işe gelmeme' oranlarında ciddi bir düşüş yaratıyor. Yani bir yerde ‘birçok derde deva'.

İşyerinde nasıl bir eğlence?

SHRM araştırmasının ilginç bir diğer bulgusu, cevap veren İK yöneticilerinin dörtte üçünün kendi işyerlerini ‘eğlence' açısından zayıf bulmaları. Terzi söküğünü dikememiş gibi gözüküyor. Gerçi tabii ki tüm kontrol İK biriminde değil, üst yönetimin de icazeti ve teşviki önemli ve gerekli. Türkiye'de de durum pek farklı gözükmüyor; işyerlerinde, ‘eğlence' ortamlarının teşvik edilmediğini zaten tahmin edebiliyorduk. Bu hafta İnsankaynaklari.com'la yaptığımız anket çalışmasında, çalışanlardan, işyerlerinde sosyal aktivite yapılma sıklığını değerlendirmelerini istedik. Anketimizi cevaplayan kişilerin yüzde 70'inin bu tip aktivitelerin çok az olduğunu ve daha sık yapılmasını istediklerini belirtmiş olması boşuna değil.

Tabii bu noktada ‘eğlenceli iş ortamı'nın ne anlama geldiğini belirlemek gerek. Her ne kadar ‘eğlence' kelimesi "Vur patlasın çal oynasın" deyimini çağrıştırsa da, endişe etmeyin, iş dünyası daha bu kadar laçka hale gelmedi. Tabii ki ‘eğlence' sadece sosyal aktiviteleri içermiyor. Genel anlamda, işyerinde eğlencenin ana aksı iletişim. Şeffaf ve düzenli iletişim beraberinde eğlenceli ortam algısını da getiriyor.

Bir başka deyişle, kendini özgürce ifade edebildiğin ve birey olarak değer gördüğün ortamlar, senin o ortamdan keyif almanı ve o ortamda ‘eğlenmeni' sağlıyor. Florida Üniversitesi'nden Robert Ford'un Human Resource Planning (İK Planlama) dergisinde yakın geçmişte yayınlanan makalesinde, işyerinde ‘eğlence'nin açılımının İK yetkilileri nezdinde incelendiği bir araştırma detaylandırılıyor.

Amerika'da, 572 İK yetkilisiyle yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, bir işyerinin eğlenceli algılanmasında en çok şunlar etkili: Doğum günü, işe girme yıldönümü gibi kişiye özel günlerin hatırlanması ve kutlanması; piknik, parti gibi sosyalleşme aktiviteleri; profesyonel başarıların toplu olarak kutlanması.

Ford tüm literatürü tarayarak, işyerinde eğlenceyle ilişkili 23 adet aktivite bulmuş ve her birinin firmalarda kullanım oranlarını ölçümlemiş. Buna göre en yüksek oranda (yüzde 84) ‘serbest giyinme günü' uygulaması bahsedilmiş. Takiben ‘personel ödüllendirmeleri' (yüzde 83) ve ‘firma tarafından karşılanan yiyecek ve içecekler' (yüzde 82) geliyor.

Anket sonuçları

İş arkadaşlarınızla/ yöneticilerinizle bulunmanız gereken sosyal ortamlar (bowling turnuvası, parti, yemek, vb...) sizce ne düzeyde?

Çok fazla oluyor, azaltılmalı yüzde 9,03
Uygun düzeyde, ortalama ayda bir veya daha nadir yüzde 12,63
Uygun düzeyde, ortalama ayda iki veya daha sık yüzde 8,02
Çok az yapılıyor, keşke daha fazla olsa yüzde 70,32

Eğlencenin dozajını ayarlayalım

‘Sosyal aktiviteler' bir firmada eğlence kültürünün inşa edilmesinde taşıyıcı duvarlardan sadece biri, ama oldukça önemli. Takım ruhunu körüklemede, motivasyonu yükseltmede anahtar. Ancak dozajını iyi ayarlamak gerek. Ben yakın çevremden biliyorum, bazen de o kadar sık aktivite yapılıyor ki, artık hiçbirine gidecek istek kalmıyor insanlarda. ‘Managing to Have Fun (Eğlenceyi Yönetmek)' kitabının yazarı Matt Weinstein, eğlence kültürünün sadece yapılan aksiyonların sayısıyla değil, kulaktan kulağa da yayıldığını söylüyor kitabında.

Amerika'da The Business Research Lab şirketi tarafından, 2003 yılında çalışanlarla yapılan bir araştırmada, ideal dozaj zaten belirlenmiş: Yüzde 36 bu tip aktivitelerin ‘senede iki kere' yapılmasının, yüzde 24 ise ‘senede dört kere' yapılmasının ideal olduğunu söylemiş. Yani az yap ama öz yap.

Peki hangi tip sosyalleşme aktivitesini çalışanlar daha çok seviyor? İlginçtir, aynı anket bunun ‘piknik/barbekü' olduğunu (yüzde 48) belirlemiş. Takiben yüzde 15'le ‘restoranda akşam yemeği' geliyor.

Bu işlerin zamanlaması da bir o kadar kritik. Hafta içi zaten yorgun düşen vücutlar, bir de akşam etkinliğini maalesef kaldıramıyor çoğu zaman. Anketin sonuçlarına da bu yansımış gözüküyor: Çalışanlar, sosyal aktiviteler için, daha çok (yüzde 44) ‘hafta sonu gün içi' vakitlerini tercih ettiklerini belirtmiş. İşin özü, çalışan sadece değer gördüğünü bilmek istiyor. Sene başında ayrılacak ufak bir bütçe ve yapılacak sınırlı sayıda organizasyon, sizi tahmin etmediğiniz yerlere götürebilir.

Denemesi bedava değil belki ama, sağladığı yararlara paha biçmek zor. Karar sizin.

Kaynak: http://www.insankaynaklari.com/ikdotnet/IcerikDetay.aspx?KayitNo=9204



Sayfayı Yazdır

İş görüşmesinde sorulmaması gereken sorular

İş görüşmelerinde, genelde sona doğru, şirket yetkilisi veya İK uzmanı şunu sorar: “Sizin öğrenmek istediğiniz bir şey var mı?” İşte bu kısım, en az görüşmenin tamamı kadar önemli. Soracağınız soru, görüşmenin iyi bir finalle bitmesini sağlayacağı gibi, bütün olumlu havayı bozabilir de. Yani bu soru, öylesine sorulmuş bir soru değil, dikkat. Sizin işe bakışınızı bile sırf bu cevaptan çıkarabilirler. Peki ne soracaksınız? İşin kendisine yönelik yani iş yapış şekilleri, şirketin hedefleri, çalışılacak ekibi ve departmanı tanımaya yönelik sorular sormak en mantıklısı. Aşağıdaki sorular ise işverenin aday hakkında çok da olumlu düşünmemesine yol açabilecek türden. Şimdi aklından, “Peki cumartesi çalışıp çalışmayacağımı sormak neden yanlış olsun, bunu nasıl bileceğim” diye geçirenler olacaktır. O zaman şuna bakalım. Sizin önceliğiniz ne? İşe girip girmemek mi, yoksa mesai süresi mi? Mesai süresini nasılsa öğrenirsiniz, hatta cumartesileri çalışılması gerekiyor ve bu size çok tuhaf geliyorsa (gerçi günümüzde saat mevhumu kalkmış, insanlar deli gibi çalışırken bunun size tuhaf gelmesi de tuhaf olur ya) o zaman istemiyorum diyebilirsiniz. İşte tercih etmemeniz gereken sorulardan birkaçı...

-Cumartesileri çalışılıyor mu?

-Maaşlara yılda kaç kere zam yapıyorsunuz?

-Öğle yemeği hangi saatler arasında?

-Sigara molası ne kadar?

-Hangi marka araba veriliyor?

-Şirket hangi masraflarımı karşılayacak?

-Mesai bitiş saati kaç?

-Kot serbest mi?




Sayfayı Yazdır

Stresle başa çıkabilirsiniz!

Stres, hayatımızın kaçınılmaz bir parçası. Duruma bağlı olarak yoğunluğu değişebilse de teknik anlamda hepimiz devamlı stres deneyimi yaşıyoruz, çünkü yapılacaklar listesine devamlı bir şeyler ekliyoruz.

Bireyin normal olarak işlev görebilmesi için, bir miktar stres gerekli. Sinir sisteminin gerektiği gibi işlev görmesi için, görünürde belli bir uyarım miktarına ihtiyaç var.

Ancak çok yoğun ve uzayan stresin yıkıcı fizyolojik ve psikolojik etkileri olabiliyor. Optimum düzeyden fazla olan stresle karşılaşmanın bireyin varlığını tehdit ettiği şimdiye kadar yapılan birçok araştırma ile kanıtlanmıştır. Bu nedenle stresle karşılaşan birey ya stresle yaşamaya alışacak ya da onun etkilerini azaltmak ihtiyacı hisseder. Birey, uzun süre stresin olumsuz etkileri ile yaşayamayacağından sağlığını korumak için onunla başa çıkmaya çalışır.

Stresle başa çıkma yollarını birey kendi kendine geliştirebileceği gibi bu konuda yapılmış araştırmalara ve yazılı kaynaklara da başvurabilir. Zihinsel olarak stresle başa çıkma teknikleri kaynaklara göre şöyle sıralanıyor:

  • Olumlu düşünce ve olumlu davranışın geliştirilmesi
  • Zihinsel düzenleme, yerine getirilmesi olası olmayan inançlarla savaş
  • Görsel imaj tekniklerini kazandırma
  • Zihinde canlandırma (kendinizi durumla başa çıkarken canlandırmak)
  • Düşünce biçimini objektif gerçeklere dayandırma
  • Problemi çözmeye yardımcı değerlendirme biçimi
  • Diğer insanlarla çatışma ve sürtüşmeleri azaltmaya yönelik bir yaklaşım
  • Kişinin kısa ve uzun dönemli amaçlarına katkıda bulunan değerlendirme biçimi

Başa çıkma teknikleri araştırmacılar tarafından farklı şekillerde sınıflandırılmış. Bu konuda önemli çalışmaları bulunan Lazarus ve Folkman başa çıkma tepkilerini problem odaklı ve duygu odaklı olmak üzere iki grupta toplamışlar.

Problem odaklı başa çıkmada, başa çıkmayı gerektirecek rahatsızlığa neden olan problem ele alınıp çözümlenmeye çalışılır.

Bu strateji daha aktif bir stratejidir ve duygusal uyarıcıların özelliklerine ilişkin doğru beklentilerin oluşmasını gerektiren, bilgi ve planlı eyleme giden mantıksal bir analiz içerir. Problem odaklı başa çıkmada aşamalar;

  • Problemi saptama: Problemin ne olduğunun açığa kavuşturulması stresin çoğunu hafifletir.
  • Seçenekleri gözden geçirme: Problemi saptadıktan sonra olabildiğince çok seçenek üretmektir.
  • Eyleme geçme
  • Sonuçları değerlendirme

Duygu odaklı başa çıkma ise; duygunun kontrol edilemeyeceğine, bu nedenle kabullenmesine karar verildiğinde kullanılır. Duygu odaklı başa çıkma, daha pasif bir stratejidir ve birey stres durumunun yarattığı olumsuz duyguları kontrol altına alıp olumlu bir yönde odaklaşmaya çalışır.

Kaynak: http://web5.kariyer.net/Employers/IsverenRehberi/index.kariyer?crn=14436&sid=fakvn5fujl1dhdfky9dihsrwwdvbbda8tihn1rztogvih3bvbb&authname=Balci90qq&sLang=TR&from=kariyernet&xx01=120



Sayfayı Yazdır

Üniversitelere parayı devlet mi, öğrenci mi vermeli?

Yüksek Öğretim Kurulu'nun (YÖK) yeni başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, 'Üniversitelerde bütün yasaklar kalkacak' açıklamasının ardından tartışma yaratan bir açıklama daha yaptı. Devlet üniversitelerini paralı yapmak istediklerini söyleyen Özcan "Amaç, sadece belli sayıda insanı üniversiteye taşımak olabilir. Okullar bedava. Hiçbir yerde görülmemiştir" dedi. Yıllardır devam eden 'paralı eğitim' tartışması da Prof. Özcan'ın bu açıklamasıyla tekrar alevlendi. Üniversitelerden bir yandan 'Öğrenci müşteri olur' itirazları yükselirken, diğer yandan da 'İyi bir burs sistemiyle üniversiteler paralı yapılabilir' açıklamaları geldi. Bugüne kadar öğrencilerin sloganlarında yer alan paralı eğitim, böylece öğretim üyelerinin de söylemleri arasına girdi. Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın “Amerika'da da böyle” sözlerini, “Burası Amerika değil” şeklinde eleştiren öğretim üyeleri, öncelikle Amerika standartlarına ulaşılması gerektiğini söylüyor. Diğer yandan Prof. Özcan'a destek verenler de, maddi durumu olandan eğitim ücreti alınması gerektiğini savunuyor. Milliyet İK öğretim üyelerinin görüşlerini aldı.

"TÜRKİYE ABD DEĞİL"

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere: "Üniversitelerin paralı olması, hükümetin şu anda uygulamakta olduğu liberal politikalar içinde yer alıyor, yani özelleştirmeye sokma amacını taşıyor. Bu da üniversitelerin yozlaşmasının açık ve net bir örneği. ABD örnek veriliyor. Amerika bizden çok farklı bir ülke. Öncelikle Amerika standartlarına ulaşmalıyız.Türkiye'deki reel olarak kişi başına düşen gelir 15-20 bin dolara ulaşmadan özel üniversitelerden bahsetmek mümkün değil. Sosyal devletin en önemli görevlerinden biri eşit, parasız eğitim hakkını bütün gençlerine yayması. Türkiye'de yoksulluk sınırının altında yaşayan bir kesim var. Üniversiteler paralı hale getirildiğinde sınıflar arasında dengesizlik ortaya çıkar. Bu da Türkiye'yi ileride büyük bir çıkmaza götürebilir. Bizim amacımız daha fazla yükseköğretimin kaliteli, nitelikli insan gücü yetiştirmesine katkıda bulunmak.” 

"ÖNCE ÜLKE ZENGİNLEŞMELİ"

Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Prof. Dr. Özcan Demirel: "Amerika'da yükseköğretime giden öğrenciler bir yandan da iş hayatına atılıyor ama Türkiye'de işsizlik oranının yoğun olduğu bir ortamda öğrenci zaten iş bulamıyor. İş bulamadığı zaman parayı nereden bulacak ve katkıyı nasıl sağlayacak? Sosyal devlet olma özelliklerini sağlayalım ki ondan sonra üniversiteleri paralı hale getirelim. Bir geçiş toplumu olduğumuz için ideali bu olabilir ama temel sorunlarımızı halletmemiz lazım. Zaten ülke zenginleştikçe bu kendiliğinden olacaktır. Bu tip kararlar ortak bir görüşün ortaya çıkmasıyla alınır, tek başına alınmamalı. Aksi takdirde tek kişiden kaynaklanan bir görüşün desteği de, uygulama şansı da fazla olmaz."    

"İYİ BİR KREDİLENDİRME MODELİ OLMALI”

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Akaydın: “Eğitim yarı kamusal bir faaliyet. Dolayısıyla iki taraftan da finanse edilmesi gerekiyor. Sonuçta bu devletin siyasi kararı. Yani İsveç gibi yüksek vergi alıp parasız üniversite eğitimi verebilir ya da öğrenciden para alıp, kredilenme yapabilirsiniz. Eğer devlet iyi bir kredilenme modeli yaratacaksa niye olmasın. Yüksek öğrenim pahalı bir hizmet ve bunun bedeli ödenmeden kaliteli bir şekilde yapmak mümkün değil. Ailesinin parası olan bir çocuğun bu ücreti ödemesinde bir sakınca yok. Harçlar yükseltilebilir ve gerçekçi, güvenilir bir kredilenme yapılırsa hiçbir sorun olmaz.”  

"PARASIZ EĞİTİM BİREYE YAPILAN YATIRIMDIR"

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Baykal: "Türkiye'de yükseköğretimde okullaşma oranı yüzde 12 civarında. Bu oran ABD'de yüzde 82. ABD'ye keşke bu konuda benzeyebilsek. ABD'de kişi başına ulusal gelir bizimkinin 8,4 katı. Parasız eğitim yoksullardan orta sınıfa bir gelir aktarımıdır. Ama yoksullardan ve orta sınıftan zenginlere aktarılan diğer gelir kalemlerinin içinde bu en masumudur ve tek yararlı olanıdır. Çünkü bireye yapılan bu yatırım topluma geri döner.” 

"DURUMU OLAN VERSİN"

Yıldız Teknik Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ayhan Alkış: "Yükseköğretimin paralı olması, aslında temelde yükseköğretimin finansmanıyla ilgili üniversitelerin en temel konularından biri. Ancak önemli olan bu finansmanı kimin sağlayacağı. Almanya, Avusturya, Orta Avrupa modelinde olduğu gibi sosyal devlet yükseköğretimin finansmanını yapar. Prensipte sosyal bir devlet özellikle yoksul olanların yükseköğretim finansmanını sağlamalıdır. Ben bu konuda başarılı olanlara burs, ihtiyaç duyanlara da kredi verilmesini düşünüyorum. Ama durumu olanların aldıkları eğitimin bedelinin yüzde 50'sini karşılamaları gerekiyor." 

"GÜCÜ YETENLERDEN KATKI PAYI"

Kocaeli Üniversitesi Eğitim Fakültesi Prof. Dr. Cevat Celep: "Üniversiteler bugün öğrenciden aldıkları harçlarla sosyal etkinlikler sağlamaya çalışıyor. Bunun dışında günümüzde vakıf üniversitelerinde olduğu gibi fahiş fiyatlar belirleyerek bunu almak tutarlı bir yaklaşım değil. Fırsat eşitliğini engellenmez ise sembolik de olsa belli bir katkı sağlanabilir. Gerçekten hak edenlere burs verilir gücü yetenlerden de katkı payı alınırsa sistem uygulanabilir. Bu yönde bir politika geliştirilecekse üniversitelerden, kamuoyundan, sendikalardan görüş alınarak olgunlaştırılmalı.”  

"KREDİ SİSTEMİ İYİ İNCELENMELİ"

ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut: "Vakıf üniversitelerine giden öğrencilerin toplamı, bir Gazi ya da Konya Selçuk Üniversitesi kadar. Bu şunu gösteriyor; Türkiye'deki öğrencinin en fazla yüzde 4'ü parayla üniversite okutabilecek konumda. Çözüm olarak burs ve kredi verilmesi doğrudur. Ancak üniversite mezunlarının büyük bir çoğunluğu zaten iş bulamıyor. Dolayısıyla krediyi de ödemek o kadar kolay değil. Bunun çok iyi incelenmesi lazım. Öyle hemen paralı üniversiteye geçelim, çözüm buluruz, demek kolay değil. Diğer bir açıdan bakarsak insanın da gönlü razı olmuyor. Türkiye'nin en zengin ailelerinin çocuklarının devlet üniversitesinde parasız okuması benim de içime sinmiyor. Çünkü devlet vergilerle bu üniversiteleri ayakta tutuyor. Gelir durumu iyi olan ailelerin üniversitelere belli bir katkı yapması lazım. Böyle bir şey istenebilir."  

"ÜNİVERSİTELERDE KALİTE ARTIŞI OLUR"

Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı Dr. Enar Tunç: “YÖK Başkanı Özcan’ın başlattığı tartışma çok iyi bir başlangıç. Bu öneriyi ne hemen kabul edebiliriz, ne de araştırma ve tartışma yapmadan reddedebiliriz. Üniversitelerin paralı olması devleti aracı olmaktan çıkarmak demektir. Yani devletin çalışanlardan aldığı vergileri üniversitelere aktarması yerine, üniversite mezunu bir gencin iş bulup vergi mükellefi olmasından sonra geri ödemeye başlayacağı bir kredi sisteminin desteklenmesi gerekir. Böylece verdiğimiz vergiler daha verimli olarak kullanılmış olacaktır. Eğer Amerika’daki sistemi kullanmak istiyorsak o zaman sistemi tümüyle kullanmak gerekir. Amerika’daki gibi öğrencilerin istedikleri üniversite ve bölümlere başvuruda bulunması, öğrenci alımının da üniversiteler tarafından yapılması gerekir. O zaman da kalitesi yüksek olan üniversitelerde öğretim ücreti artar, talebi az olan üniversitelerde ücret düşer. Yani rekabet olacağı için üniversitelerde kalite artışı görülür ve bundan yalnız öğrenciler değil, bütün ülke faydalanır.” 

"HARÇLAR ARTIRILMALI"

Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fazıl Tekin: “Üniversitelerin kaynakları yetersiz ve kendilerine kaynak yaratma ihtiyaçları var, ancak bu nasıl şekillenir onun üzerinde ciddi bir çalışma yapmak lazım. Paralı öğretim nasıl olur konusunda üniversitede bir fikir oluşturma aşamasındayız. Bizden bir öneri istenirse YÖK’e görüş bildirebiliriz. Kişisel düşüncem ise öğrenci harçlarının artırılmasına gerek var. Çünkü üniversitelerin ihtiyaçları çok fazla ve kamu bütçesinden ne kadar idare edebiliriz kestiremiyorum.” 

ÖTELENMİŞ TAKSİT SİSTEMİ ÖNERİSİ

Sabah Gazetesi Yazarı Emre Aköz: "Savunduğum modele göre, üniversitede okurken para ödenmeyecek. Ödeme mezuniyet sonrası yapılacak. Öğrenci mezun olup iş bulduktan ve hatta belli bir paranın üstünde kazanmaya başladıktan sonra, yavaş yavaş ödeyecek. 'Milletimiz fakir' deniyor ama üniversiteler zaten halktan toplanan vergilerle finanse ediliyor. O halde, tam da bu yüzden paralı olmaları gerek. Bilgiyi üretmek, saklamak ve dağıtmak, yani öğretmek pahalı bir faaliyettir. Ancak, "Bunun karşılığını hemen öde" derseniz korkunç bir sınıf ayrımı çıkar ortaya. Zengin çocukları okur, fakirlerin çocukları okuyamaz. Bu nedenle, 'ötelenmiş ve uzun vadeye yayılmış bir taksit sistemi' öneriyorum. Sistem bu yıl yürürlüğe girse dahi, ödemeler en az 5 yıl sonra başlayacak. O halde hemen bu işe girişmeliyiz. 10 yıl sonra üniversitelere kaynak aktarmaya gerek kalmayacak. Şu da önemli: Öğrenci para ödeyeceği için daha fazla söz sahibi olacak, kifayetsiz hocalara karşı çıkacak. Liberal-demokrat bir üniversite yapısına doğru gidilecek. "İstemezükçüler" işte bunu tahmin ettikleri için yaygara koparıyor.

Kaynak: http://www.insankaynaklari.com/ikdotnet/IcerikDetay.aspx?KayitNo=9179


 

Sayfayı Yazdır

2008 tatil takvimi

2008 yılı, resmi tatil günü olarak kabul edilen dini ve milli bayramların çalışma günlerine denk gelmesi ile birlikte tam anlamıyla bir tatil yılına dönüşecek gibi görünüyor. Bu raslantı girişimcileri düşündürürken, yeni yıla yeni bir iş ile başlayanların yasal olarak bir yılı doldurmadıkları için yıllık izin haklarının olmadığı düşünülürse, çalışanların yüzlerini fazlasıyla güldüreceğe benziyor.

Resmi Tatil Günleri Süre Ay Gün
YILBAŞI  1. GÜN 1 Ocak SALI
ÇOCUK BAYRAMI 1 GÜN 23 Nisan ÇARŞAMBA
SPOR BAYRAMI  1 GÜN 19 Mayıs PAZARTESİ
ZAFER BAYRAMI 1 GÜN 30 Ağustos CUMARTESİ
RAMAZAN BAYRAMI AREFESi  1/2 GÜN 29 Eylül PAZARTESİ
RAMAZAN BAYRAMI 1. GÜN 30 Eylül SALI
RAMAZAN BAYRAMI 2. GÜN 1 Ekim ÇARŞAMBA
RAMAZAN BAYRAMI  3. GÜN 2 Ekim PERŞEMBE
CUMHURİYET BAYRAMI 1 GÜN 29 Ekim ÇARŞAMBA
KURBAN BAYRAMI AREFESi  1/2 GÜN 7 Aralık PAZAR
KURBAN BAYRAMI  1. GÜN 8 Aralık PAZARTESi
KURBAN BAYRAMI  2. GÜN 9 Aralık SALI
KURBAN BAYRAMI  3. GÜN 10 Aralık ÇARŞAMBA
KURBAN BAYRAMI  4. GÜN 11 Aralık PERŞEMBE



Sayfayı Yazdır

İzne çıkmayan çalışan kendine zarar veriyor

Uzun süren bayram tatillerine atıf yapılarak 'Çalışmayı sevmeyen bir millet olduğumuz' sıkça dile getirilir ancak uzmanların görüşlerine göre Türkiye’de birçok çalışan yıllık izinlerini kullanmıyor, dinlenme hakkını resmi tatillerle geçiştiriyor. Bu durum da çalışanların sağlığını ve verimliliğini etkiliyor. Eras Hukuk Bürosu Sahibi ve İş Hukuku Uzmanı Avukat Ertürk Eras iş kanununa göre çalışanların yıllık, kesintisiz en az 10 gün ücretli izin kullanmalarının zorunlu olduğunu hatırlatıyor. Ancak Eras birçok işletmede izne çıkmayan ya da 10 günden az süreli parçalı izin kullanan çalışanlara rastladığını söylüyor.

Yeni İş Kanunu’na göre kullanılmayan izinlerin karşılığının, ayrıldıktan sonraki beş yıl içinde, son ücret üzerinden talep edildiğini söyleyen Eras, bu durumun izin kullanmamayı teşvik ettiği görüşünde. Eras çalışanların çoğunlukla resmi tatillerle kısa izin günlerini birleştirerek yıllık izinlerini kullandığı gözlemini dile getiriyor. Ancak Eras’a göre bu iki durum, yasadaki izin hakkının kullanılmadığı anlamına geliyor ve izin kullanımına ilişkin bir şikâyet olmadığı sürece işverene cezai yaptırım uygulanmıyor.

'İzin kullanmamak doğal karşılanıyor'

İzin kullanımını günümüzde şirketlerin başlıca sorunlarından biri olarak gören Eras, hem yasaya uygunluk hem de çalışan sağlığının gözetilmesi nedenleriyle yıllık ücretli izinlerin mutlaka kullandırılması, başta üst düzey yöneticiler olmak üzere tüm çalışanların izin kullandıklarını belgelemesini öneriyor.

Deloitte Türkiye Yönetim Kurulu Danışmanı Ali Kamil Uzun’a göre çalışanların izin kullanmamasının en önemli nedeni, ‘Çalışma kültürümüzde uzun süredir izin kullanmadan çalışan personelin özverili ve işine bağlı kabul edilmesi’. Uzun, “Bu durum son derece doğal karşılanır, iş yoğunluğunun, işe bağlılığın, özverinin bir sonucu olarak değerlendirilir. İş temposu, yoğunluk, personel sayısı gibi nedenlerle planlı ve düzenli izin kullanımı konusundaki sıkıntılar yönetimle ilgili şikâyetler olarak sürekli ifade edilir, iş koşullarının bir gerçeği olarak kabullenilir” diyor.

Uzun, deneyimlerine dayanarak uzun süreli kesintisiz olarak aynı işi yapan çalışanların işletmeler için risk oluşturabildiğini söylüyor. İş ve özel hayat dengesinin sağlanması, motivasyon ve çalışan memnuniyeti, insan kaynağı verimliliği, risk yönetimi konuları gözetilerek düzenli yıllık izin kullanımı, tayin, terfi ve rotasyon uygulamalarının aksatılmadan yürütülmesi gerektiğini ifade ediyor.

Uzun yönetim kurulu, denetim komitesi, yöneticiler ve denetçilerin, çalışanların yıllık izin planlarının gerçekleşme durumunu izlemesinin, kullanılmayan izinlerin nedenlerini değerlendirmesinin kurumsal risk yönetimi açısından sorumlulukları arasına girdiğini hatırlatıyor. Uzun çalışanlara ise “İzin kullanımı, çalışkan olmak, özveride bulunmak için engel değil” diyor.

'İK’cılara görev düşüyor'

Yıllık iznin çalışan sağlığı açısından çalışma hayatında önemli bir kalem olduğunu hatırlatan Türkiye Personel Yönetimi Derneği (PERYÖN) Başkanı, Kibar Holding İK Müdürü Yiğit Oğuz Duman, “Ancak pratikte Türkiye’de yıllık izinler yüksek oranda kullanılmıyor. Bunun birinci nedeni iş piyasasındaki rekabet koşullarının insanları tedirgin etmesi. Fazla izin kullanmamak iş kültüründe çok takdir edilen bir yaklaşım olarak görülüyor. Çok ve izinsiz, mesaili çalışan yorgun yüzler tercih ediliyor. Aslında bu, değişmesi gereken bir problem ve paradigma” diyor: “Eskiden çalışanın sadakati böyle değerlendiriliyor olabilir ama günümüzde çalışanın performansı farklı şekillerde ölçülüyor. Performansı doğru ölçebildiğiniz takdirde yıllık izin bu ölçüm kriterlerinin arasından çıkıyor ve çıkması gerekiyor. Tam tersine işini, zamanını ve hayatını planlayabilme, iş ve yaşam dengesi öne çıkmalı.”

Duman çalışanların yıllık izin kullanmama nedenleri arasında, zamanı doğru planlayamama, işyerlerinin az personel çalıştırması gibi unsurların yer aldığını belirtiyor: “Çalışan işini ve yıllık iznini planlayamamışsa izne çıkışlar problem yaratabiliyor. Bazı işler özellikle yaz aylarında kesintiye uğruyor. Bu sefer de yapılan yıllık izin göze batmaya başlıyor. İşi doğru planlayabilmek, yedekleme yapabilmek, yıllık izin sırasında o kişinin yapmakla ilgili yükümlü olduğu işleri kimlerin yapacağını tespit edebilmek hem işin aksamasını engeller hem de izin sırasında bilgisayara ve telefona bakmadan dinlenmenizi sağlar.”

Duman insan kaynakları bölümü ve yöneticilerinin çalışanların izinlerini yapıp yapmadığını yakından takip etmesi gerektiğini ifade ediyor. “İnsan kaynakları departmanına izin kullanımı konusunda çalışanları bilinçlendirme ve yönlendirme görevi düşüyor. Eksik işgücü varsa o işgücünün doğru tanımlanması, doğru insan sayısının tespit edilmesi İK’nın sorumlulukları arasında. Bir kişinin yıllık iznine gitmesi sorun yaratıyorsa işgücü planlamasında aksayan bir yön var demektir.”

Yazar: Özge Gözke

Kaynak: http://www.insankaynaklari.com/ikdotnet/IcerikDetay.aspx?KayitNo=9142



Sayfayı Yazdır

TEZ YAZIM KLAVUZU - Bölüm III

Bölüm-III: Genel Bilgiler

Noktalama ve yazım için Türk Dil Kurumu Yazım Kılavuzuna ve Türkçe Sözlüğüne uyulur. Tezde genellikle üçüncü şahıs kullanılmaya özen gösterilir. Tezde SI birimleri kullanılır.

 

Bölümlerin İçerikleri

 

Bölüm Adı

İçerik

Önsöz

Tezi destekleyen kişi, kurum vb.teşekkür edilir.

İçindekiler

Tezde yer alan bölüm ve alt bölüm başlıklarının ve sayfa numaralarının gösterildiği bölümdür.

Şekil Listesi

Tezde kullanılan şekil adlarının listesidir.

Tablo Listesi

Tezde kullanılan tablo adlarının listesidir.

Sembol Listesi

Tezde kullanılan sembollerin ve açıklamalarının bulunduğu listedir.

Özet

Tezin hangi amaçla, nasıl yapıldığı, önemli ve özgün bulgularla açıklanmalıdır. Tez adı başlık olarak verilir.

Summary

Özetin karşılığıdır. Tezin İngilizce adı başlık olarak verilir.

Giriş

Tezin tanıtımının yapıldığı bölümdür. Bu bölümde tez konusu ve önemi ile tez bölümlerinin içerikleri hakkında bilgi verilir. Son paragrafta bu tezde yapılması düşünülen çalışmanın detayları belirtilir. En önemli bölümlerden bir tanesidir.

Genel Kısımlar

Bu bölümde tez konusu ile ilgili bugüne kadar yapılmış çalışmalar geniş ve basit bir şekilde, kaynaklarda verilen kurallara uyularak açıklanmalıdır.

Malzeme ve Yöntem

Çalışmada kullanılan her türlü deney aleti, araç, malzeme, teori vb. bu bölümde anlatılır. Araştırmanın metodolojisin anlatıldığı bölümdür.

Bulgular

Tez çalışmasının bulguları bu bölümde açıklanır.

Tartışma ve Sonuç

Çalışma bulgularının değerlendirilmesi ile varılan sonuçlar mevcut literatür bilgisi ile birlikte yorumlanır. Sonuçlar belirtilir. Çalışmanın geliştirilmesi için ileride yapılcak araştırmalara yönelik önerilerde bulunulur.

Kaynaklar

Tezde kullanılan kaynaklar (kitap, makale, bildiri, vb.) belirtilir.

Ekler

Tez çalışmasında kullanılan hesaplamalar, tablolar, şekiller metin içinde akışı bölecek kadar çoksa bu bölümde yer alır. Ekler bölümü kendi içinde harflar kullanılarak bölünebilir (Ek-A ve Ek-B).

Özgeçmiş

Tez yazarının özgeçmişi verilir.

Kaynaklar / Atıf

İyi bir tezin bir özelliği de yazarın, okuyucuya kullanmış olduğu kaynakları veya atıfta bulunduğu yazarları net bir şekilde gösterebilmesidir. Bu tür bir gösterim ancak uygun bir referans tekniği ile mümkündür. Günümüzde en çok kullanılan referans tekniklerinden ikisi ; Nümerik Referans Tekniği ve Harvard Referans Tekniğidir.

İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü tarafından kabul edilen tezlerde aşağıda detayları verilen iki teknikden bir tanesi seçilerek tez metni boyunca değiştirilmeden kullanılmalıdır.

HARVARD Referans Tekniği

Bu tekniğe göre metin içinde geçen atıflar yazar soyadı ve parantez içinde yer alan yayın yılı ile belirtilir. Yayınlar, Kaynaklar bölümünde sırasıyla; Yazar/lar, Yayın yılı, Başlık, Yayın yeri, Basım detayları ile verilir.

Metinde,

  • Yazar adı cümlenin doğal bir parçası olarak kullanılmışsa yayın yılı parantez içinde belirtilir.

Gürkaynak (2002) kimyasal çözeltiler üzerinde yapmış olduğu  ...

  • Yazar adı cümlenin doğal bir parçası olarak kullanılmamışsa yazar adı ve basım yılı parantez içinde verilir.

En son çalışmalar (Pınar, 2003) uygulamanın ...

  • İki yazarın bulunması durumunda her iki yazarın soyadı da kullanılır.

Cinicioglu ve Keleşoğlu (1993) yumuşak dolgular üzerinde ...

  • İkiden fazla yazar olması durumunda ilk yazarın soyadını "ve diğ." ifadesi takip eder.

Öztoprak ve diğ. (1999) tarafından öne sürülen ...

  • Eğer aynı yazarın aynı yılda basılmış birden fazla yayını kullanılmışsa basım yıllarının sonuna alfabetik bir karakter ilave edilir.

Bozbey ve diğ. (2003a) tarafından yapılan çalışmalar bu sonucu ...

  • Eğer anonim bir kaynak kullanılmışsa "anon" ifadesi kullanılır.

Son zamanlarda konuşulan gerçekler (Anon 1998, syf.153) ...

  • Eğer yazarı belirsiz bir gazete yazısı kullanılacaksa gazete adı, basım yılı ve sayfa no belirtilir.

Bölgede görülen sel baskınları yapısal özellikleri etkilemektedir (Atlas 1998, syf.16)

 

Kaynaklarda,

Tez çalışmasında faydalanılan yayınlar yazar soyadlarına göre alfabetik sırayla sıralanır. Yayının basıldığı derginin, kongre kitapçığının, kitabın vb. adı eğik (italik) olarak yazılır. 

     -Kitap referansı için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI., Yayın yılı, Kitap adı, Yayınevi, Basım Yeri, ISBN.

MERCER, P.A. and SMITH, G., 1993, Private viewdata in the UK, 2nd ed., Longman, London, 123-4567-890.

 

     -Dergilerdeki makaleler için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI., Yayın yılı, Makalenin adı, Derginin Adı, Cilt no ve (bölüm no), sayfa numaraları.

EVANS, W.A., 1994, Approaches to intelligent information retrieval, Information processing and management, 7 (2), 147-168.

 

     -Konferans bildirileri için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI., Yayın yılı, Bildiri Adı, Konferans Kitapçığının Adı, Tarih ve Kongre Yeri, Basım Yeri: Yayınevi, sayfa numaraları.

SILVER, K., 1991, Electronic mail: the new way to communicate, 9th International Online Information Meeting, 3-5 December 1990 London, Oxford: Learned Information, 323-330.

 

     -Tezler için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI., Yayın yılı, Tezin Adı, Yüksek Lisans/Doktora, Enstitü Adı.

AGUTTER, A.J., 1995, The linguistic significance of current British slang, Thesis (PhD), Edinburgh University.

 

     -Haritalar için gösterim

SOYADI, ADI., Yayın Yılı,  Başlık, Ölçek, Basım Yeri:Yayınevi.

MASON, James, 1832, Map of the countries lying between Spain and India,

1:8.000.000, London: Ordnance Survey.

 

     -Web sayfaları için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI., Yıl,  Başlık [online], (Edition), Yayın Yeri, Web adresi:URL  [Ziyaret Tarihi].

HOLLAND, M., 2002, Guide to citing Internet sources [online], Poole,

Bournemouth University,  http://www.bournemouth.ac.uk/library/using/%20guide_to_citing_internet_sourc.html [Ziyaret Tarihi: 4 Kasım 2002].

 

NÜMERİK Referans Tekniği

Bu teknikte tüm yayınlara tez yazarı tarafından bir numara verilir ve yayınlar numara sırasına göre Kaynaklar bölümünde verilir. Yayınlara verilen numaralar aynı zamanda yayının tezin içinde geçtiği sırayı da belirtmelidir. Dolayısıyla tezin metin kısmında kullanılan ilk yayın kaynaklarda birinci sırada yer almalıdır.

Metin içinde geçen atıflar yazar soyadı ve köşeli parantez içinde yer alan yayın numarası şeklinde verilir. Yayınlar, Kaynaklar bölümünde sırasıyla; Yazar/lar, Yıl, Başlık, Yayın yeri, Basım detayları ile verilir.

Metinde,

  • Yazar adı cümlenin doğal bir parçası olarak kullanılmışsa yayın yılı parantez içinde belirtilir.

Gürkaynak [4] kimyasal çözeltiler üzerinde yapmış olduğu  ...

  • Yazar adı cümlenin doğal bir parçası olarak kullanılmamışsa yazar adı ve basım yılı parantez içinde verilir.

En son çalışmalar [3, 6, 20] uygulamanın ...

  • İki yazarın bulunması durumunda her iki yazarın soyadı da kullanılır.

Keleşoğlu ve Öztoprak [11] yumuşak dolgular üzerinde ...

  • İkiden fazla yazar olması durumunda ilk yazarın soyadını "ve diğ." ifadesi takip eder.

Bozbey ve diğ. [5] tarafından öne sürülen ...

Kaynaklarda,

     -Kitap referansı için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI., Yayın yılı, Kitap adı, Yayınevi, Basım Yeri, ISBN.

  • 1. MERCER, P.A. ans SMITH, G., 1993, Private viewdata in the UK, Longman, London, 123-4567-890.

     -Dergilerdeki makaleler için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI., Yayın yılı, Makalenin adı, Derginin Adı, Cilt no ve (bölüm no), sayfa numaraları.

  • 2. EVANS, W.A., 1994, Approaches to intelligent information retrieval, Information processing and management, 7 (2), 147-168.

     -Konferans bildirileri için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI., Yayın yılı, Bildiri Adı, Konferans Kitapçığının Adı.  Tarih ve Kongre Yeri. Basım Yeri: Yayınevi, sayfa numaraları.

  • 3. SILVER, K., 1991, Electronic mail: the new way to communicate. 9th International Online Information Meeting, 3-5 December 1990 London. Oxford: Learned Information, 323-330.

     -Tezler için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI., Yayın yılı, Tezin Adı, Yüksek Lisans/Doktora, Enstitü Adı.

  • 4. AGUTTER, A.J., 1995, The linguistic significance of current British slang, Thesis (PhD). Edinburgh University.

     -Haritalar için gösterim

SOYADI, ADI, Yıl, Başlık, Ölçek, Basım Yeri: Yayınevi.

  • 5. MASON, J., 1832, Map of the countries lying between Spain and India, 1:8,000,000, London: Ordnance Survey.

     -Web sayfaları için gösterim

Yazarın SOYADI, ADI, Yayın Yılı, Başlık [online]. (Edition), Yayın Yeri, Web adresi: URL [Ziyaret Tarihi].



Sayfayı Yazdır

TEZ YAZIM KILAVUZU - Bölüm II

Bölüm-II: Genel Yazım Kuralları

1. Kullanılacak Kağıt ve Çoğaltma Sistemi

Tezler A4 (210mm X 297mm) boyutlarındaki beyaz kağıtların sadece bir yüzüne yazılır. Çoğaltma fotokopi ile beyaz kağıda yapılır. Tez, sıkıştırılmış kapak içinde teslim edilir.

2. Dış Kapak, İç Kapak ve Sırtlık Düzeni

Tezlerin dış ve iç kapak detayı Ek-1, sırtlık detayı ise Ek-2'de verilmektedir. Kapaklarda, tezi hazırlayan, lisans diploması ile kazandığı ünvanı belirtebilir. Kapak sırtına, tezi hazırlayanın adından sonra, tezin cinsine göre Yüksek Lisans Tezi veya Doktora Tezi ve tezin teslim edildiği yıl belirtilir. Sırtlık yazıları yukardan aşağıya doğru olmalıdır.

3. Tezin Yazım Şekli

Tez metni Times New Roman yazı karakteri ve 12 punto (yazı büyüklüğü) ile yazılır.  İçindekiler bölümü, başlıklar, tablo ve şekil açıklamaları haricindeki diğer kısımlar 12 punto ile yazılır. İçindekiler bölümünde istenildiği taktirde 10, 11 punto kullanılabilir. Metinler dik ve normal harflerle yazılır. Koyu harfler başlıklarda kullanılır. Virgül ve noktadan sonra bir karakter boşluk bırakılır.

4. Sayfa Düzeni

A4 boyutundaki kağıdın solundan 4.0 cm., sağından 2.0 cm., üstünden 3.0 cm. ve altından 2.5 cm. boşluk bırakılmalıdır. Tez metni ve başlıklar sağ ve sol kenara dayalı (justify) yazılır. Tablo ve şekil açıklamaları sayfanın ortasına yazılmalıdır.

5. Satır Aralıkları ve Düzeni

Tez metni 1.5 aralıkla yazılmalıdır. Ancak; Önsöz, Şekil Listesi, Tablo Listesi, Sembol Listesi, Özet, Summary, Kaynaklar, Ekler, Özgeçmiş ve tez metni içindeki şekil/tablo açıklamaları 1.0 aralıkla yazılır. İçindekiler bölümünde 1.5 aralık kullanılabilir. Tez metninde paragraflar arasında bir adet satır boşluğu bırakılır ve paragraf başlangıcına sayfa solundan başlanır, sekme (girinti) kullanılmaz.

6. Başlıklar

Bölüm başlıkları (Önsöz, İçindekiler, ... , Giriş, Malzeme ve Yöntem, ... , Ekler, Özgeçmiş) birinci derece başlıklar olarak yazılırlar. Birinci derece başlıklar yeni bir bölüme geçişi gösterdiğinden her zaman sayfa başlarında yer almalıdır. Tüm başlıklar sağa ve sola dayalı (justify) olarak yazılırlar. Başlık özellikleri aşağıdaki gibidir:

  • 1. derece başlıklar; BÜYÜK HARF, 14 PUNTO, KOYU HARFLERLE.
  • 2. derece başlıklar; BÜYÜK HARF, 12 PUNTO, KOYU HARFLERLE.
  • 3. derece başlıklar; Kelime Baş Harfleri Büyük Harf, 12 Punto, Koyu Harflerle.
  • 4. derece başlıklar; Kelime Baş Harfleri Büyük Harf, 12 Punto, İtalik Harflerle.
  • 1. derece başlıklardan; önce 60 nk aralık, sonra 24 nk aralık
  • 2. derece başlıklardan; önce 24 nk aralık, sonra 12 nk aralık
  • 3. derece başlıklardan; önce 12 nk aralık, sonra 6 nk aralık
  • 4. derece başlıklardan; önce 6 nk aralık, sonra boşluk bırakılmaz.

Dördüncü derece başlıkların kullanımı genellikle tercih edilmese de mecburi durumlarda kullanılabilir. Dördüncü dereceden daha alt derecede başlık kullanılmaz. Başlıklar sayfanın son satırı olarak yazılamaz, en azından 2 satır daha sığdırılamıyorsa başlık sonraki sayfada yer alır. Bir paragrafın ilk satırı sayfanın son satırı, paragrafın son satırı da sayfanın ilk satırı olarak yazılamaz.

7. Sayfa Numaralama

Tezin dış ve iç kapağı, tutanak dışındaki tüm sayfaları numaralanır. Sayfa numaraları Times New Roman 10 punto ile yazılır. Tezin, Önsöz, İçindekiler, Şekil Listesi, Tablo Listesi, Sembol Listesi, Özet ve Yabancı Dilde Özet (Summary) bölümleri küçük romen rakamları (i, ii, iii, iv, ...) ile sayfanın alt ortasından numaralanır. Tezin Giriş, Genel Kısımlar, ... , Ekler, Özgeçmiş bölümleri Arap harfleri (1, 2, 3, ...) ile sayfanın üst ortasından numaralanır.

8. Tablolar ve Şekiller

Tablolar ve şekiller metinde ilk söz edildikleri yere mümkün olduğunca yakın yerleştirilmelidir. Bir yada birkaç tablo/şekil aynı sayfada yer alabilir.

Tablo/şekil açıklaması tablo numarası ve tablo adından oluşur. Tablo/şekil numarasındaki ilk rakam bölüm numarası, ikinci rakam ise tablo veya şeklin o bölüm içindeki sıra numarasıdır. Tablo/şekil adı tablo/şeklin ne olduğu hakkında kısa bilgi verir. Her tablonun adı tablonun üstüne, her şeklin adı şeklin altına yazılır. Örnek: Şekil 2.1 Performans değerleme kullanan şirketler.

Tablo/şekil numaralarında ve tablo/şekil adlarında Times New Roman 11 punto yazı karakteri ve 1.0 satır aralığı kullanılır. Tablo açıklamasından önce 12 punto sonra ise 6 punto boşluk bırakılır. Şekil açıklamasından önce 6 punto sonra ise 12 punto boşluk bırakılır. Tablolar ve şekillerdeki grafikler sayfaya ortalanarak konulur. Benzer şekilde tablo ve şekil açıklamaları da sayfa sınırlarına ortalanarak yazılır. Tablo/şekil altına yazılacak olan her türlü bilgi için 8 punto yazı büyüklüğü kullanılacaktır. Tablolarda  düşey çizgilerin tercih edilmemesi ve tablo içindeki yazıların 10 puntodan büyük olmaması tavsiye edilir.

9. Denklemler

Denklemler altta ve üstte 12 punto boşluk bırakılarak yazılır. Denklemler sayfa solundan 1 cm. içeriden başlanılarak yazılır. Denklemlere bölüm içinde sıra ile numara verilir. Tablo ve şekil numaralandırmasındaki sistem denklemlerde de geçerlidir ( (4.20), (1.10) vb.). Denklem numaraları sayfanın sağına hizalanarak yazılır.

10. Ciltleme

Tez son halini aldıktan sonra ilgili üniversitenin üniversite, yüksek lisans ya da doktora için uygun gördüğü koşul ve biçimde tez ciltlettirilir.



Sayfayı Yazdır

TEZ YAZIM KILAVUZU - Bölüm I

Bölüm-I: Tezi Oluşturan Bölümler 

Tez, belirli bir konu hakkında yapılan bir araştırmayı tüm yönleriyle açıklayan ve doğrulayan dökümandır. Çalışma konusu hakkında günümüze kadar yapılmış olan araştırmalar geniş ve basit bir şekilde tanıtılmalıdır. Tezin hedefleri veya literatüre yapacağı katkı açıklanmalıdır. Çalışmanın deneysel ve analitik yönleri tanıtılmalı ve en sonunda çalışma boyunca elde edilmiş olan bilgi birikimi çalışma bulguları ile birleştirilerek sonuçlar verilmelidir. Tez sonuçlarına dayanarak bundan sonra yapılabilecek çalışmalar hakkında önerilerde bulunulmalıdır. Tez yazarı okuyucuyu çalıştığı branşın içinde olan, ama araştırma ile ilgili özel veya detaylı bilgisi olmayan bir kişiymiş gibi düşünerek tezini yazmalıdır. Her tez çalışmasının aşağıdaki aşamalardan geçmesi beklenir: 
  • Çalışma konusu ile ilgili ulusal ve uluslararası literatürün incelenmesi.
  • Araştırmacının mevcut bilgi birikimindeki farklı fikirleri tarafsızca değerlendirerek araştırmada kullanacağı malzemenin, teorinin veya yöntemin tespiti.
  • Uygulama aşaması (tezin amacı olan  teorik veya uygulamalı çalışmanın sunulması).
  • Uygulama aşamasında geliştirilen sistem, teknik veya modellerin tekrar değerlendirilmesi.
  • İhtiyaç duyulduğu taktirde, çalışmanın gelişimine bağlı olarak ilave bir literatür taraması yapılması.
  • Yeni bilgiler ışığında geliştirilen sistem, teknik veya modellerin yeniden değerlendirilmesi.
  • Sonuçların hazırlanması ve gelecek araştırmalara yönelik öneriler.
 Tezi oluşturan bölümler tezin yapıldığı branşın özelliklerine göre değişebilir. Fen ve Mühendislik alanındaki çeşitliliğe rağmen en çok kullanılan tez yapısı aşağıdaki gibidir.  

Dış kapak

İç kapak
Tutanak